KKTC

3 kelimeyle Kuzey Kıbrıs: Deniz, Tarih, Üniversite

Kuzey Kıbrıs’a niye gidilir ?

DSC_0436Kiliseden cami nasıl olur görmek için, Kuzey Kıbrıs Türkçesi’ni duymak için, hellim peynirli kahvaltı yapmak için, Akdeniz’e girmek için, yavru vatanın ekonomisine katkı yapmak için, Kuzey Kıbrıs şehitliklerini ziyaret etmek için, kumarda para kaybetmek için, beş parmak şeklinde dağ görmek için, Rumlarla Türklerin bir arada yaşamını görmek için, direksiyonu sağda araba kiralamak için, pound ile satılan konut projeleri görmek için, Türkiye’deyken İngiltere’de hissetmek için…

Kaç günlük gezi idealdir ?

Kuzey Kıbrıs daha çok deniz ve kumar turizmi için tercih ediliyor. Kuzey Kıbrıs’a kadar gelmişken otelin dışına çıkıp gerçek Kuzey Kıbrıs’ı da keşfedin derim. Adanın farklı bölgelerinde gidilmesi gereken yerlerin hepsini isterseniz bir günlük yoğun bir turda görebilirsiniz. Ama bir güne sıkıştırıp yorulmaya ne gerek var. Otele gittiğinizi varsayarak, denizden ve her şey dahil sistemden sıkıldıkça çıkıp gezebilirsiniz Kıbrıs’ı. Girne ile Lefkoşa’yı, Gazimağusa ile de Karpaz’ı aynı gün düzenleyeceğiniz turun içine sığdırabilirsiniz.

Sen olsan nasıl gidersin ?

Kuzey Kıbrıs’a gitmek için büyük çoğunluk uçağı tercih etse de, Alanya ve Mersin’den turistik ve arabalı feribotlar da hizmet vermekte. Girne limanına yanaşıyor bu feribotlar. Alanya-Girne arası ise ortalama 70 kilometre. Avrupa’dan ise ancak charter ve part-charter uçuşlarla Akdeniz’in kumar cennetine gelebilirsiniz.

Nereler var gezilecek ?

Kuzey Kıbrıs, Sicilya ve Sardunya’dan sonra Akdeniz’in en büyük 3. adası olup bugün, adanın yaklaşık %36’sı Kuzey Kıbrıs toprağıdır. Kuzey Kıbrıs’ta başlıca gidilmesi gereken yerler: Girne, Güzelyurt, Lefkoşa, Gazimağusa, İskele ve Karpaz’dır. Bu kent merkezleri ve çevresinde tarihi kalıntılar da var, denize girilecek bakir koylarda.

Özellikle Lefkoşa ve Girne’ye gezinizi planlarken, mesai bitiş saati olan 15:30’da yolda olmamaya özen gösterin. Tatile gittiğiniz bir yerde küçük çapta da olsa (şehir merkezinde) trafikte beklemeyi kimse istemez sanırım.

Kuzey Kıbrıs’a gidip Lefkoşa’yı görmeden dönmeyin. Türklerin de Rumların da başkent olarak kullandığı bir şehir. Bu bakımdan dünyada başka örneği yok; bölünmüş tek başkent. Sınırı da Yeşil Hudut ikiye bölüyor. Bu sınırda 3 tane sınır kapısı vardır. Bunlardan iki tanesinden yaya geçişi vardır ki kesinlikle gidin: Lokmacı ve Ledra Palas sınır kapıları. Lefkoşa’da görülmesi gereken yerlerden biridir zaten Ledra Palas’ın olduğu mevki. Şu an BM’nin bulunduğu tarafsız bölge burası. Tarih boyunca, Rum ve Türk taraflarının görüşmelerine mekan olmuştur. Zaten, Ledra Palas’ı ve sınır kapısını görüyorsunuz ve yolunuza devam ediyorsunuz. Buradan sonra, eski Lefkoşa’ya doğru yürüyebilirsiniz. Yol üstünde Rauf Denktaş’ın çalışma ofisi ve Cumhurbaşkanlığı konutunu görebilirsiniz. Eski Lefkoşa’ya geldiğinizi, girişinde bulunan Venediklilerin 1567 yılında inşa ettikleri Girne Kapısından anlayabilirsiniz. Girne Kapısı’nın hemen ilerisinde Venedik Sütunu’nu da arkanıza alıp devam ederseniz Rum Kesimine doğru giderseniz.

DSC03963Sırayla, bir çok hukuk bürosu ve bunlara ev sahipliği yapan tarihi, sarı taştan yapılmış binalar, çarşı ve Lokmacı sınır kapısını göreceksiniz. Lokmacı sınır kapısının gördüğümde bana çok ilginç gelmişti. Uzun, ince bir yol fakat herkes geçemiyor buradan, en azından TC vatandaşları. Bu yolun başında prefabrike kabinler var ki bunlarda pasaport kontrol noktaları oluyor. Sınır kapısını ve Kuzey Kıbrıs Rum Kesimini uzaktan gördükten sonra Arasta çarşısından geçerek eski St. Sophia Katedrali fakat şu an Selimiye Camii’yi kesinlikle görün. Ta 12.yy’da Bizanslılar tarafından yapılan bir kilise nasıl camiye çevrilir sorusunun cevabı.

DSC03964Yine buraya yürüme mesafesinde gidebileceğiniz, Arabahmet Camii, Büyük Han, Büyük Hamam, Derviş Paşa Koanğı ve Etnoğrafya Müzesi bulunuyor. Yeşil hat çevresindeki çarşıda gezerken Kuzey Kıbrıs’tan çok Çin’de taklit ürünler pazarında gezer gibi hissettim. Çin ürünlerinin yanında, Türk markaları ve mağazaları da var tabi turistlerin alışveriş yapabildiği. Eski Lefkoşa’ya arabayla 5 dakika mesafede bulunan Barbarlık müzesine gidebilirsiniz. Aralık 1963’te Rumların saldırarak, bugün müze olarak hizmet veren evde, Kuzey Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alay doktoru ve ailesinin öldürüşüne tanıklık ediyorsunuz. Duvarlarda kurşun izleri, fotoğraflar ve ailenin eşyaları müzeyi gezerken tüyleriniz ürpertecek. Ayrıca, Lefkoşa’nın kuzeyinde yer alan Cumhuriyet parkında, KKTC’nin kurucu cumhurbaşkanı, Rauf Denktaş’ın anıt mezarını ziyaret edebilirsiniz.

Lefkoşa-Girne arası 30 kilometre. Beşparmak Dağları’nı aşarak ulaşıyorsunuz Kuzey Kıbrıs’ın üçüncü büyük şehrine. Lefkoşa’yı gezdikten sonra Girne’ye geçip bir kaç saatte burada yemek yemeye, dolaşmaya ayırmalısınız. Girne deyince aklıma ilk liman geliyor zaten. Liman boyunca sıralanmış restoranlarda ve kafelerde otururken kendinizi Venediklilerin himayesinde bir şehirde geziyor gibi hissedeceksiniz. Tarihte bu şehir, Bizans, Venedik ve Osmanlı himayesinde bulunmuş. Bunu limana kuş bakışı bakar konumda yer alan Girne Kalesi’ni ve içerisindeki bölümleri gezerken de görebilirsiniz. Kalenin eteklerinde yer alan yarım ay şeklinde dizilmiş olan tarihi binaların önündeki sahilden yürüyün. Bugün, bu tarihi binalar restoran olarak hizmet veriyor.

Sahilden devam ederseniz yeni Girne’ye tanıklık edeceksiniz. Sahilden, içeri doğru yürüyüp ara sokaklarında kaybolmanızı öneririm. Bu keşif boyunca, Türk ve Rum kültürünün karışımını yapılarda ve yaşam tarzlarında göreceksiniz. Eski Arkhangelos Kilisesi’ne böyle denk geldim ben. 1860 yılında yapılan bu kilisede, günümüzde Girne ve çevresinde toplanan ikonlar sergileniyor. Daha çok Kale ve liman çevresinde vakit geçirdim ben fakat bunun dışında, gezilecek daha başka tarihi yapılar var tabi gezmek isterseniz: Buffavento Kalesi, Antiphonidis Kilisesi, Antik Lambousa Şehri.

Yat Limanı sahilinden yürümeye devam edersiniz, otellerin ve kumarhanelerin yoğunlukta olduğu kısma ulaşırsınız. Kuzey Kıbrıs’ın en gözde tatil yeri olan Girne ve çevresinin neden bu kadar popüler olduğunu bir de siz yaşayıp görün.

Girne’den daha tarihi ve nüfusen daha yoğun, Kuzey Kıbrıs’ın ikinci büyük şehri Gazimağusa da özellikle tarih severler için kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Kıbrıs’ın tek derinsu ve en büyük limanı, Gazimağusa’da yer alıyor. Kale içi olarak geçen şehrin tarihi kısmı, dünyanın sayılı tarih ve kültür mirasına sahip yerlerinden. Gazimağusa şehrine ilk girdiğinizde, Yakın Doğu Üniversitesi’nin varlığı dolayısıyla bu şehir size, tam bir öğrenci kenti gibi gelicektir. Limana, yani sur içine doğru ilerlediğinizde modern binalar tarihi yapılara dönüşmeye başlıyor. Gazimağusa’da tarih boyunca, Lüzinyanlar, Cenevizliler, Roma, Doğu Roma, Latinler, Venedikliler ve Osmanlı İmparatorluğu yaşamış. Dolayısıyla bu, sur içinde 19 tane kilisenin ve 3 tane caminin olmasını açıklıyor. Beni en çok etkileyen yapı Namık Kemal meydanında yer alan eski adıyla St. Nicholas Kilisesi, yeni adıyla Lala Mustafa Paşa Cami. Yeni dediğime bakmayın, Osmanlı İmparatorluğu Kıbrıs’ı fethettiğinde bölgenin ihtiyacını karşılamak için bu kiliseyi camiye çevirmiş. İsmini de Kıbrıs fatihi olarak bilinen Lala Mustafa Paşa vermişler. Dışarıdan baktığınızda ne kadar kilise gibi gözükse de 450 yıldır cami olarak kullanılıyor. Hem de Kuzey Kıbrıs’ın en büyük ikinci camisi.

Bu yapıyı arkamızda bırakıp Namık Kemal Meydanı’ndaki diğer tarihi yerleri ziyaret edersek, hemen karşınızda Hz. Ömer Türbesi, Venedik Sarayı ve Namık Kemal Zindanı yer alıyor. Bu üç yapı açıkça gösteriyor ki Kuzey Kıbrıs da tıpkı Türkiye gibi, farklı inançların ve kültürlerin birleştiği bir coğrafya. Gazimağusa’da gezinmeye devam ederseniz, sizi şaşırtmaya devam edecektir. Hepimiz Shakespeare’in Othello eserini biliriz. Evet, İngiliz yazarın Othello tragedyasında geçen 15.yy Venedik yapısı Gazimağusa’da yer alan Othello Kulesi’nin ta kendisidir.

Yine, sur içinin çeşitli yerlerinde bulunan bir çok tarihi eser var. Zamanım olmadığı için bu saydıklarım dışındaki yerleri gezemedim. Eğer tarih seviyorsanız, Gazimağusa, Kuzey Kıbrıs’ta favori şehriniz olacaktır. Salamis Harabeleri de Gazimağusa’ya yaklaşık 8 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Gazimağusa’dan sahili takip ederek kuzeye doğru, yani İskele’ye doğru giderken Salamis Antik Kenti denizle yol arasında kalıyor. Efes Antik kentini beğendiyseniz Roma İmparatorluğu’ndan kalma bu şehre de hayran kalacaksınız. Fakat, bu tarz kalıntıları, sadece taş kalıntıları olarak görüyorsanız da, yola devam edip Dipkarpaz’a doğru çıkmanızı öneririm.

Kuzey Kıbrıs’ın doğu kıyısı boyunca araba sürerseniz Akdeniz’in en güzel manzaralarına tanıklık edeceğinize emin olabilirsiniz. Gazimağusa’dan İskeleye, oradan da Dipkarpaz’a giderken mavinin tüm tonlarındaki denizi görüp bir an cennete mi geldim diyeceksiniz. Bakir koyları ve gelişmemiş altyapısı bu rotanın fazla tercih edilmediğini kanıtlar nitelikte. Kuzey Kıbrıs’ta el değmemiş doğa ve yaşam için İskele’ye gelmelisiniz. Zaten, Karpaz yarımadasında bulunan Karpaz milli parkı, bu özel flora ve faunanın korunmasını amaçlıyor. Bu milli parkın en ünlü sahipleri de Karpaz eşekleri, Caretta Caretta’lar ve Akdeniz foku’dur. Bu yol boyunca seyahat ederseniz, Karpaz eşeklerini göreceğinize garanti verebilirim fakat diğer türler için o kadar şanslı olmayabilirsiniz. Eşek görmekte ne var dediğinizi duyar gibiyim. Fakat, burası dünyanın tek eşek cenneti ve siz bu milli parkta sadece ziyaretçisiniz. Arabayla giderken, bir buçuk şerit ve bozuk yolunuzun sık sık eşekler tarafından kesilmesi bunu fazlasıyla hissettirecektir size de.

Gazimağusa’ya 81 km, Lefkoşa’ya 131 km, Girne’ye 140 km olan Karpaz’a uzak diye gelmemezlik etmeyin sakın. Zaten herkes böyle düşündüğü için Kuzey Kıbrıs’ın en sessiz ve kafa dinlenilesi yeri olmaya devam ediyor. Endemik bitki türler yanında milli parkta 12 km uzunluğunda Altın Kumsal(Altınkum Plajı) bulunuyor. Yapı adına sadece bungalovların olduğu bu kumsal, Kuzey Kıbrıs’taki en güzel denize sahip. Caretta Caretta’ların yumurtlama yeri olarak da kullandıkları bu bakir kumsal, mitolojide aşk ve güzellik tanrıçası, Afrodit’in doğduğu yer olarak geçer. Dipkarpaz’dan 25 km daha gitmeniz gerekiyor bu eşsiz kumsala ulaşmak için.

Altın Kumsal’dan da devam ederek adanın en doğu ucunda yer alan Apostolos Andreas Manastırı’nı ziyaret edebilirsiniz. Manastıra ismini veren Apostolos Andreas, Hz.İsa tarafından papazlığa çağrılan ilk kişi olması açısından Hristiyanlık dünyası için önemli azizlerdendir.

Adanın en ucuna giderek baya bir yol tepmişken, dönüş yolunda Dipkarpaz köy merkezinde mola verelim dedik. Zira, görüntüden etkilenmiştik. Tarihi bir kiliseyle koyun koyuna yer alan yeni yapılmış bir cami ve onlara doğru bakan meydandaki Atatürk heykeli; Atatürk heykelinin hemen yanında Rum meyhanesi; Rum meyhanesini karşısında Dipkarpaz Spor Kulübü lokali, lokalin önünde 72 model kırmızı renkte bir Mercedes… Böyle bir sahnede durmayacaktık da nerede duracaktık. Lokalde çay içip muhabbet ettik yerli halkla. Yerli halk yerine Kıbrıs Türkleri diyecektim ki, Dipkarpaz’da yaşayan Türklerin çoğunun Türkiye’nin doğusundan gelerek buraya yerleştikleri aklıma geldi. Kimle konuşsanız, Türkiye’nin doğusundan bir il söylüyor. Bu arada öğreniyoruz ki, bu bölgede hala yaşayan 300 Rum varmış. Her türlü ihtiyaçları her ay düzenli olarak Kıbrıs Rum Kesimi’nden paketlerle geliyormuş. Her şeye rağmen barış içinde yaşamaya devam eden iki milletin oluşturduğu bu küçük Türk-Rum köyünü de geride bırakarak dönüş yolumuza devam ediyoruz.

Ulaşım nasıl, gelişmiş mi, pahalı mı ?

Kuzey Kıbrıs’ta toplu taşıma diye bir şeyden bahsetmek zor. Ancak kaldığınız otelin, büyük ihtimalle belli bölgelere servisleri vardır. Onun dışında, otelin önünde size bekleyen çoğunluğu Mercedes taksiler veya kiralayacağınız arabayla Kuzey Kıbrıs’ta ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. Ayrıca, Girne-Lefkoşa arası dolmuş(paylaşımlı taksi) da mevcut.

DSC_0467Otelden her çıkışınızda taksi kullanmaktansa araba kiralamak daha hesaplı olacaktır çünkü Kıbrıs’da taksiler aşırı pahalı. En basitinden, indiğinizde Ercan havaalanından otelinize gitmek için en az bir günlük araba kiralama ücreti ödeyeceksiniz; benden söylemesi. Fakat, araba kiralamanın da bir sıkıntısı: Kuzey Kıbrıs’ta trafiğin soldan akması. İlk başta kulağa korkutucu gelse de, çekinecek bir şey yok. Dönüşlerde ve kavşaklarda özellikle dikkatli olmak gerekiyor. Tavsiye ederim, ilginç bir deneyim. Zaten, Kuzey Kıbrıs’ta bulunduğunuz süre boyunca, sürücü koltuğunun Türkiye’dekinden ters tarafta olmasıyla ilgili bir anı duyacaksınızdır. Bu yüzden ben hiç anlatmıyorum. Kuzey Kıbrıs yollarında hız limiti 100 km/saat ve bölge bölge hız kameraları var. Kameralara yaklaşmadan önce tabelalarla uyarılar bulunmakta, dikkat edin. Bu kameraların hız limiti 65 km/saat veya 75 km/saat’tir. Kuzey Kıbrıs’ta, Türkiye’deki gibi korna ve selektör kullanmanıza da gerek yok. Arkadan bir araca yaklaştığınızda direkt sola çekiliyor ve sizin de gerektiğinde benzer hareketi yapmanızı bekliyorlar. Ayrıca, kiralık araçları sarı plakalarından tanırsınız zaten.

Ne yesem alper ?

Kıbrıs’ın kendine has bir çok yemeği var. Hepsini tatmak mümkün olmasa da şeftali kebabını tavsiye ederim. Tabak önüme geldiğinde ve tattığımda, ismi kadar ilginç bulmadımsa da deneyin. Onun dışında İskele bölgesinde yer alan balıkçılardan birine girerek Akdeniz’e nazır kendinize ziyafet çekin. Arabayla, Dipkarpaz’dan (Türkiye’ye en yakın olan burun) dönerken rastgele en kalabalık olan balıkçıya girmiştik. Pişman da olmadık. Size de aynı spontaneliği tavsiye ederim. Hatta güneş batarken yaparsanız daha bile keyifli olur.

Özellikle alınacak bir şey var mı peki ?

Özellikle alınacak tabi ki hellim peyniri var. Kuzey Kıbrıs’a has bir peynir olan hellim, çiğ ve kızartılarak yenebilir. Hellimdeki en önemli nokta, koyun ve keçi sütünün inek sütünden daha fazla olmasıdır. Dolayısıyla, farklı markaların hellimlerini çok farklı fiyatlara bulabilirsiniz. Bunun ana sebebi de , bazı markaların, süt yerine süt tozu kullanmasıdır; bunları tercih etmeyin derim. Hellimi, şehir merkezinde her yerde bulabilirsiniz.

Kıbrıs’a has başka bir ürün daha var: zivaniya. %45 alkol oranıyla Kıbrıs içkisi. Saydam görüntüsüyle rakıyı hatırlatıyor. Yerel üzüm çeşitleri kullanılarak yapılan zivaniya mayalanmış üzüm posasının damıtılmasıyla elde ediliyormuş. Ayrıca Kıbrıs’ta içki ve tütün mamullerini diğer ülkelerden ve hatta havaalanlarındaki duty free(gümrüksüz satış bölgesi)den bile daha ucuza bulabilirsiniz.

Dikkat et diyeceğin bir şey var mı peki ?

Trafik soldan aktığı için hem sürücü hem de yaya olarak dikkatli olun. Bir de, sınır kapılarına yaklaşınca dikkat edin; sınırı geçmeyin. Zira, AB pasaportlu Kıbrıslılar(ki bu, KKTC’nin büyük bir kısmı oluyor) ve AB vatandaşları rahatlıkla Rum Kesimi’ne girebilirken Türk pasaportlular Atina üzerinden giderek Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne giriş yapabiliyor. İlginç, değil mi ?

Son bir kaç tüyo:

Havaalanına iner inmez karşınızda turist danışma ofisini göreceksiniz. Size tavsiyem, buradaki tanıtım broşürlerinden ve haritalardan alın. Zira; yolda, gezerken, şehir merkezinde bana çok yardımcı oldular.

Çoğumuzun Kıbrıs’a direkt otele, deniz tatili yapmaya gittiğini biliyorum fakat tüm tatil boyunca yatmaktan, oyun oynamaktan bir kaç saatte olsa Kıbrıs’a vakit ayırırsanız neler kaçırdığınızı anlayacaksınız.

Afyon Edirne / İstanbul / Kapadokya / Şirince